Oyuncular Haklarından Habersiz, Aslında Hukuk Arkanızda!

imageYetenekli, genç ve profesyonel Avukat Sera Kadıgil bu ayki konuğumuz oldu. Fikrinizinde ekibi olarak, kendisi ile oyuncular, telif hakları, sözleşmeler, sektör ve önemli davalar üzerine keyifli bir sohbet ettik. Verdiği bilgiler onun da tam merkezinde olduğu sektör üzerine çok faydalı oldu, sizlerin de okurken faydalanmanız dileğiyle.

 1-    Oyuncuların telif hakları derken ne tür hakları kastediyoruz  biraz bahseder misiniz? Film endüstrisinde telif hakları dediğimizde oyuncularla birlikte başka hangi aktörler (yapımcı, senarist, icracı vs.) akla gelir?

Öncelikle belirtmek gerekir ki Türk Hukuk sisteminde Telif Hakkı diye bir terim kullanılmamaktadır. Mevzuat oluşturulurken Kara Avrupa sisteminden esinlenilerek Eser Sahibinin Hakları ile Eser Sahibinin Haklarına Bağlantılı Haklar terimlerine yer verilmiştir.

Bu bağlamda oyuncular 5846 sayılı Kanununun 80 madde ve devamında düzenlenen bağlantılı hak sahiplerinden icracı sanatçılar alt başlığı içerisinde değerlendirilmektedir. Yönetmen, senarist, animatör, özgün müzik bestecisi ve diyalog yazarından meydana gelen birlikte eser sahipliğine tabi sinema eserlerinde icralarından doğan bağlantılı hak sahibidirler.

Benzer şekilde yapımcılara da ilk tespiti yapan olma sıfatı nedeni ile tespitleri üzerinde münhasır bir bağlantılı hak tanınmıştır. İlgili mevzuat uyarınca oyuncuların icralarının tespitine izin vermek başta olmak üzere icranın çoğaltılması, yayılması, umuma arzı, umuma iletimi, işlenmesi haklarının yanı sıra icralarında değişiklik yapılmasını men ve icra sahibi olarak tanıtılma hakları mevcuttur.

2-    Sektörde sonuçlanmış önemli telif davaları var; Kemal Sunal Davası gibi, biraz bahsedebilir misiniz, nasıl gelişmiş ve bu davanın etkilerinin nereye varması bekleniyor?

Bizim sektörümüzde (sinema-tv) ne yazık ki bir böyle gelmiş böyle gider anlayışı hakim. Son on yıla kadar ikame edilmiş nerdeyse tek dava yok. Oyuncular ne denli önemli bir iş yaptıklarının ve bu iş üzerinde ne gibi hakları olduklarını ayrıca sektör tarafından ne denli büyük bir sömürüye maruz kaldıklarının yeni yeni bilincine varıyorlar. Kemal Sunal davası gibi ya da Sıdıka dizisinde oyuncuların açtıkları geriye dönük haklara ilişkin davalar gibi sonuçlanmış ve kesinleşmiş davalar bu bağlamda bizim için büyük önem taşıyor.

Bu noktada en büyük sıkıntı oyuncuların bağlantılı haklarını oldukları gibi yapımcıya devretmesinden ve buna mecbur tutulmasından kaynaklanıyor. Bugün en ünlü ve güçlü oyuncu dahi bu zaruretten kaçamıyor. Yazılmamış bir kanun gibi adeta. Oyuncunun ağırlığına göre hak devri karşısında aldığı para artıyor ama hak devretmemek gibi bir opsiyon hala ne yazık ki tanınmıyor.  Bu bağlamda özellikle Sıdıka davasında Sıdıka rolünü oynayan Hasibe Eren adına verilmiş karar bizler için önemli. Zira ilgili davada Sn. Eren sözleşme ile tüm haklarını yapımcıya devretmiş olmasına karşın mahkeme bu devrin aşırı yararlanmaya girdiğini ve bu yararlanmanın oyuncunun tecrübesizliğinden yararlanmak sureti ile gerçekleştirildiğini beyan ederek haklı davanın kabulüne karar verdi.

Sektördeki tüm aktörlerin ciddi bir yanılgı içerisinde olduklarını anlaması, bu ve benzeri kararların artması, hak sahiplerinde bilinç ve bu bilinci uygulamaya geçirecek cesaret doğurması açısından önem arz ediyor. Zira bakıldığında bizim 5846 sayılı Kanunumuz fena bir kanun değil. Ancak burada yazılı hakların kağıt üzerinde kalması ve top yekun devrinin önünde bir engel olmaması, yapımcı ve kanallar karşısında çok güçsüz durumda olan oyuncuların haklarına sahip çıkmalarını engelliyor. Bu gibi davalar her şeyden öte oyunculara “haklı” olduklarını hatırlatmak adına çok önemli ve yaygınlaştırılması gerekiyor.

 3-    Oyuncular telif hakları kapsamında nelerden şikayetçi? Bazı şeylerin biraz geç mi farkına varıyoruz, yoksa zorunluluktan, ‘başa gelen çekilir kavramıyla’ mı hareket ediyoruz?

Bir önceki soruda ifade ettiğim gibi oyuncuların en büyük şikayeti bu hakları toptan devretmek zorunda olmaları. Oyunculuk doğası gereği kaygan bir zemin. Medyanın da pompalamasıyla oyuncu deyince aklımıza sadece ayda 200-300 bin lira kazanan star isimler geliyor. Oysa bu şekilde çalışan şanslı oyuncuların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Kaldı ki tutan bir işte Türkiye ortalamasında ciddi bir gelir elde eden oyuncu ilgili iş bittikten sonar iki üç yıllık işsizliğe maruz kalıyor. En star tabir edilen  oyuncuda dahi bu işin böyle bir cilvesi var. Bu nedenle bir çok oyuncu gelen işi, şartları ne olursa olsun kabul etmek durumunda kalıyor çünkü sektör öyle bir noktaya geldi ki neredeyse kimsenin iş garantisi yok!

Bu bağlamda her iki soru da geçerli aslında, hem ciddi bir bilinçsizlik hakim ancak bilinçli olunsa dahi zorunluluktan başa gelen çekilir durumu oluşuyor. Bir oyuncu düşünün ki rol aldığı bir iş on yıl boyunca hemen her gün düzenli olarak yayınlanıyor, kanal o işten milyonlar kazanıyor ancak her akşam kendisini ekranda gören oyuncu o işten tek kuruş alamıyor. Bunun nedeni kanalların ısrarla bağlantılı hak sahipleri ile eser sahiplerine ödemesi gereken hak edişleri ödememesi ve yapımcıların ısrarla tüm hakları olduğu gibi devralmakta diretmesinden kaynaklanıyor.

Aslında yapımcılar da çoğu zaman yapımcı değil yalnızca taşeron konumunda. Gerçekten “yapımcılık” yapan şirket yok denecek kadar az. Kanaldan aldıkları parayla bir defaya mahsus bir iş üretip oyuncudan devraldıkları hakkı onlar da bütün olarak kanala devrediyorlar. Bu noktada oyuncu ile birlikte hareket etse kendisi de çok daha karlı çıkacak oysa! Ancak yapımcı ne yazık ki kanalın isteklerine boyun eğerek oyuncunun karşısında yer almayı tercih ediyor ve oyuncunun hakları ile birlikte kendi haklarını da bütünüyle kanala devrediyor. Biraz kısır döngü halindeyiz esasen. Esasen sistem bu haliyle en çok kanalların işine geliyor.

4-    Taraflar arasındaki sözleşmelerde hak koruması için  nelere dikkat etmek gerek, en önemli hususlar nelerdir?

Anılan sözleşmeler birbirinin aynısı, lüzumsuz uzunluk ve karmaşada. Bir gün biri çıkıp yazmış 15 sayfalık bir sözleşme tüm yapım şirketleri de aynı sözleşmeyi evirip çevirip kullanıyorlar. Bu sözleşmelerin istisnasız tamamı, kelepçe tabir ettiğimiz, hukuka aykırı maddelerle dolu sözleşmeler.

Daha önce de ifade etmeye çalıştığım gibi oyuncuların bu sözleşmeler üzerinde fazlaca bir söz hakkı bulunmuyor. Ancak özellikle rolünün ağırlığına göre pazarlık yapılabiliyor. Bu pazarlıklar da yine en çok ücret üzerinden dönüyor.

Yine de oyuncuların, bir hukukçu için bile karmaşık ve amiyane tabiri ile saçma sapan bu sözleşmeleri çok dikkatlice incelemelerinde fayda var. Oyuncu açısından en büyük sıkıntı yaratabilecek hususların başında başka işte çalışamamaya ilişkin maddeler geliyor. Yapımcı yazıyor “Benim onayım olmadan tiyatro-reklam-film-dizi hiçbir şey yapamazsın” sonra da devam ediyor “Ben istersem sana rol veririm, istemezsem vermem. Rol verince geleceksin, vermezsem başka işte çalışmadan bekleyeceksin.” Böyle bir yaklaşımı hukukun kabul etmesi mümkün değil. Oyuncular özellikle reklam, sinema filmi ve tiyatroda yer almak için yapımcının onayına muhtaç olmayacakları şekilde sözleşmelerini düzenlemeyi muhakkak talep etmeliler.

Yine pratikte çok sık karşılaştığım bir sorun da ahbap çavuş ilişkisi. Örneğin, oyuncunun hali hazırda devam eden bir tiyatro projesi zaten var. Ancak sözleşme aşamasında “Sen imzala şimdi zaten herkes imzalıyor merak etme biz aramızda hallederiz” deniyor. Ancak oyuncu işe başladıktan sonra oyun zamanlarına denk gelecek şekilde çekim konduğunda hiçbir itiraz hakkı kalmıyor. O yüzden bu hususlarda azami dikkat gerekiyor.

Yine son dönemde moda olan ürün yerleştirme de ciddi bir sorun. Sözleşmede bir madde ile yazıp geçiyorlar: “Ürün yerleştirmede rol alırım ayrıca para istemem” diye. Böyle bir ön kabul hem hukuksuz hem sektör teammüllerine aykırı. Ürün yerleştirme uygulaması sinema eserinin sair kazancı yanı sıra bizzat oyuncunun icrası üzerinden bir ticari mal/hizmetin tanıtımı yapılması sureti ile ek gelir elde edilmesi demek. Bu geliri kazandıran oyuncuya ilgili gelirden hiç para vermemeye çalışmak en basit tabiri ile vicdansızlık! O nedenle oyuncu arkadaşlar bu uygulamalardan en azından %15 gibi bir pay muhakkak istemeli ve sözleşmelerini muhakkak bu şekilde düzenlemeliler.

5-    Kelepçe sözleşme nedir? Biraz bahsedebilir misiniz?

Kelepçe sözleşme bir tarafa aşırı yük bindiren, aşırı yararlanma örneği teşkil eden, tek taraflı, haksız ve hukukun muteber görmediği sözleşmelerdir. Bizim sektörümüzde imzalanan istisnasız tüm sözleşmeler bu hukuksuz sözleşmelerin örneğini teşkil eder. Güçlü durumdaki tarafın anlamadığı nokta şu; bu sözleşmeler yargı önüne çıktığı anda zaten geçersiz hale geliyor. Hakimler tek okuyuşta önlerindeki metnin ne denli manasız ve insan haklarına aykırı olduğunu anlayıp buna göre hareket ediyorlar. Yapımcı ve kanallar “ne kadar ağır yazarsak o kadar” iyi diye düşünürken onlar maddeleri saçmalaştırdıkça açıkçası bizim mahkemelerde elimiz güçleniyor.

Bu maddelerin hukuken bir geçerliliği yok ancak ne yazık ki ciddi bir manevi baskı aracı. Birçok oyuncunun avukatı yok, haklarından bir haberler. O yüzden bir milyon dolar cezai şartın altına imza atınca ömrü billah o şartla bağlı olduğunu düşünüyor ve sessiz kalıyor.

Öte yandan bilinçli olup harekete geçemeyen de birçok oyuncu arkadaşımız var. Bunun nedeni de kara listeye alınma korkusu! Öyle bir hava yaratılmış ki bir yapımcı ile sıkıntı yaşayan oyuncu sittin sene iş bulamayacak gibi bir imaj yaratılıyor ve insanlar haklarını aramaya korkar hale getiriliyorlar. Oysa bu da gereksiz bir korku. Yapımcı ile kanal ile davalık olmuş ve güzel güzel işlerini yapmaya devam eden onlarca oyuncu var.

6-    Türkiye’deki oyuncular telif haklarını değerlendirebiliyor mu? Birkaç örnek verebilir misin telif hakkı davalarından?  Oyuncu Güneş Emir davasından biraz bahsedebilir misiniz?

Bu sorunun yanıtı çok kısa. Değerlendiremiyorlar. Değerlendirme ihtimalleri de yok. Çünkü oyuncular haklarını daha iş başlamadan tek seferde ve tek bedelle toptan ve süresiz olarak devrediyorlar. Bu bağlamda oyuncuların meslek birliği Bir-Oy’un ciddi çalışmaları ve açılmış davaları var. Umut ediyoruz ki yakın bir zamanda sonuçlarını görmeye başlayacağız.

Güneş Emir davası Oyuncular Sendikası olarak üyemiz adına açıp sürdürdüğümüz bir davaydı. Onun bu iyiliğini fırsat bilip günde 20 saate yakın çalıştırılmasına isyan ederek sendikaya başvurdu. Biz de kimseyi böyle çalıştıramazsınız diye sözleşmesini feshettik. Bunun üzerine yapımcı şirket güneşe dava açarak 100 000 Dolar ceza-ı şart talep etti ve davayı kaybetti. Mahkeme açıkça insan haklarına aykırı, aşırı yararlanma örneği oluşturan bir sözleşme yüzünden kimse dinlenme hakkından mahrum edilemez dedi. Kararı Yargıtay da onadı. Bu çok önemli bir emsal karardır. Tüm oyuncuların aklında yer etmesi gereken bir karardır. Halinizden memnun değilseniz değiştirin! Hukuk sizin arkanızda!

7-    Türkiye’de film endüstrisi, menajerlik, prodüksiyon, vs. hızlıca gelişirken hukuki anlamda tüm tarafların haklarını savunabileceği çok fazla değişiklik olmuyor diyebilir miyiz?

Diyebiliriz. FSEK’de değişiklik yapılması ne zamandır gündemde. Konu ile ilgili olarak Ertuğrul Günay’ın bakanlığı zamanından bu yana taslaklar yapılıyor, toplantılara gidiyoruz, yeni taslaklar yapılıyor, yine toplantılara gidiyoruz ama bir sonuç yok. Zaten yapılacak değişiklikler, son taslak üzerinden konuşmak gerekirse oyuncuların çok işine yarayacak harikulade bir madde de yok.

Ayrıca saydığınız tüm alanlara hakim ciddi amatörlük de derhal ortadan kalkmak zorunda. Bunca iş yapılıyor, gayet kaliteli işler de ortaya çıkıyor ama büyük çoğunluğunda kesinlikle profesyonelliği olmayan bir şekilde el yordamı ile ilerleniyor.

8-    Siz bu sektörün geleceğini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce ne şekilde değişiklik olduğu (haklar, oyuncular ve yapımcılar açısından) takdirde sistemin değişmesi mümkün olur?

Oyuncuların bağlantılı haklarına sahip çıkabilmesinin iki yolu var;

Ya başta star oyuncular olmak üzere tüm oyuncular örgütlenip toplu halde rest çekecekler ve “sırtımızdan sonsuza dek geçinmenize artık izin vermiyoruz, haklarımızı süresiz ve sınırsız devretmiyoruz, buyurun şartımız budur, yoksa bizimle çalışmazsanız çalışmayın” diye toplu hareket etmeyi başaracaklar.

Ya da devlet eliyle bir yaptırım sağlanacak ve bahsettiğim kanun değişikliğinde bağlantılı hakların toptan devrinin önü kesilecek.

Bunun dışında bir yolu yok. Tarihte hiçbir hak mücadelesiz elde edilmemiştir. Sektör bileşenleri de oturdukları yerden söylenmeyi bırakıp bilinçli bir örgütlenme ve işbirliği sağlayıp, mevcut örgütlerine sahip çıkmadıkça kimse kimseye durduk yere haklarını teslim etmez, bu sistem de başka türlü değişmez.

Av. S. Sera Kadıgil kimdir?

1984 İstanbul doğumlu. Vefa Lisesi ve İstanbul Üniversitesi 2007 mezunu. 2007 yılında yine İstanbul Üniversitesi’nde başladığı yüksek lisansını Londra Queen Marry Üniversitesi’nde yaptığı çalışmalarla neticelendirdi, tezini de sinema eserlerinde hak sahipliği üzerine yaptı. Hala İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk bölümünde doktorası devam eden Sera Kadıgil’in kendi hukuk bürosu var. 

 Oyuncular Sendikası, Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği, Görüntü Yönetmenleri Derneği, Kamera Asistanları Derneği, Reji Asistanları Derneği, sektörün birçok menajerlik şirketi ve ajansı ile özel tiyatrolar başta olmak üzere birçok oyuncu ve müzisyenin hukuk danışmanlığını yapıyor.