Fikri ve Sınai Haklar Nasıl Korunmalı?

Capital Dergisi’nin Fikri Haklar Dergisi Özel Ekinde yer alan “Fikri ve Sınai Haklar Nasıl Korunmalı” başlıklı habere göre dünyanın 16. büyük ekonomisi olan Türkiye’nin hedefi, ilk 10 ekonomi arasına girmek. Bunun yolu da teknolojik dönüşümdem, inovasyonda ve yatırımdan geçiyor. Bu noktada fikri ve sınai hakların korunması, kritik önem taşıyor.

Rakamlar, geçmişe göre umut verici ama dev yarışta Türkiye’yi hızlandıracak kadar yeterli değil. Örneğin; Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü verilerine göre 2011′de Türkiye’de 4 bin 113 patent başvurusu yapıldı. Aynı yıl bu rakam ABD’de 503 bin 582, Çin’de 526 bin 412, Japonya’da ise 342 bin 610 oldu. Yaşayan patent sayısında da benzer sonuçlar var. ABD 2,1 milyon, Japonya ise 1,5 milyon yaşayan patent sayısıyla dünya liginde ilk sırada yer alıyor. Türkiye’de ise bu rakam 7 bin 565. Kısaca Türkiye’nin marka ve patent bilinci açısından oldukça gerilerde olduğu görülüyor.

Bunlara ek olarak işin hukuki, yasal ve toplumsal boyutları da var. Peki, Türkiye bu anlamda olması gereken yerde mi? Eksikler neler? Neler yapılması gerekiyor?

Nazlı Korkut

Uluslararası Fikri Mülkiyet Hakları Koruma Derneği Türkiye Başkanımız Nazlı Korkut bu konuyla ilgili açıklamada bulunurken “İnovasyonun teşvik edilmesi” gerektiğine dikkat çekti. Deriş Patent ve Marka Acentalığı’nda Patent vekilimiz olan Nazlı Korkut: “Fikri Mülkiyet sadece büyük ekonomilerin ya da büyük şirketlerin, inovatif şirketlerin sahiplendiği bir olgu olmaktan çıktı. Mesela biraz önce gelişmiş ekonomiler bizden farklı ne yapıyorlar ki bizden iyi durumdalar dedik. Güney Kore örneği var. Güney Kore 1970′lere kadar gayrisafi milli hasılası bizden çok daha düşük olan, çok daha zor durumlardan gelen bir ülke olarak devlet politikalarında inovasyon teşviki ve özellikle üniversitelerle sanayi işbirliği çok ciddi atılımlar yaptı. Bunu da sürdürebilir bir politikaya çevirdi ve destekledi. Aynı şey Almaya’da ve Fransa’da da oldu. Fikri Mülkiyet artık orta ve büyük ölçekli işletmelerin de üniversitelerin de sahiplendiği, kullanmak istediği bir olgu haline geldi. Çünkü bir üniversitede kamu kaynakları kullanılarak yapılan bir buluş bir özel şirket tarafından değil de bir üniversite tarafından patentlendiğinde, onun ticari değere dönüşmesi söz konusu olduğunda, bu şekilde dalga dalga yayılacaktır. Türkiye’de kaç tane üniversite var. Biraz önce söylediğimiz gibi, birçoğunda bu konuyu destekleyecek birimler kuruluyor. Ama burada konu, dönüp dolaşıp bilince ve eğitime geliyor. Bilinçle ilgili sıkıntı görüyoruz. Hala sokakta kitap satan korsana: Ya çocuklar yapıyorlar işte gözüyle bakmakta ısrar ediyoruz. Bunun politikayla da alakası yok. Bu bilinç bizim kafamızda oluşmamış. Bizim kafamızda yerleşmemiş bir şey var” diye belirterek inovasyonun önemini vurguladı.