Oyuncular Sendikası’nın Yeni Başkanı Meltem Cumbul’la Marka Olma Üzerine Bir Söyleşi

1Bugüne dek “Propaganda”, “Yılan Hikayesi”, “Biz Size Aşık Olduk”, “Duvara Karşı”, “Gönül Yarası”, “Mucizeler Komedisi”, “Muhteşem Yüzyıl” gibi pek çok yapımda rol alan, uzun yıllardır oyunculuğuyla dillerden hiç düşmeyen Meltem Cumbul, Oyuncular Sendikası’nın yeni Genel Başkanlığına seçildi. Görevi sendikanın kurulmasına öncülük eden, yakın arkadaşı Mehmet Ali Alabora’dan devraldı. Meltem Cumbul’u aynı zamanda iyi yönettiği imajı ve aktif kullandığı sosyal medya hesaplarıyla da tanıyoruz. Fikrinizinde.com olarak Meltem Cumbul’la buluştuk, imaj haklarını, sosyal medya serüvenini ve marka olmayı konuştuk.

Başkan seçildikten sonra Milliyet gazetesinde çıkan röportajını da buradan okuyabilirsiniz;

http://www.milliyet.com.tr/-ben-bu-sendikada-kendi-bahcemi/pazar/haberdetay/05.10.2014/1950270/default.htm

Ünlü bir kişinin imajını yönetmesi sizce neden önemli?

Çünkü tanınırlığı var, takipçi kitlesi var. Dolayısıyla kendisi nasıl yansımak isterse, bunu kontrol altında tutmalı ve bunu o şekilde yansıtmalı diye düşünüyorum. Onun yansıtma biçimi her zaman manipüle edilebilir, taciz edilebilir, medya veya sosyal medyada ya da hayran kitlesi tarafından, başka markalar tarafından, taklitçiler tarafından, kendi hayatından çok memnun olmayanlar tarafından, başkasına özenenler tarafından. Bu benim için öz olarak John Lennon’ın vurulmasından daha farklı bir durum değil. Fiziksel olarak böyle değil, ama imajın direkt öldürülmesi gibi. İmajı zarara sokabilecek her şeye karşı savaş verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kendi varlığının yansımasını doğru yönlendirebilmek için. İmaj hakları bu bağlamda devreye giriyor.

İmaj haklarını korumak adına ne gibi çalışmalar yaptınız?

Bundan yaklaşık 1 yıl önce Oyuncular Sendikası’nın desteği ile Deriş Patent ve Marka Acenteliği ile bir işbirliği başlattık. Bu savaşı başlattığımıza dair, neler yaptığımızı, neler yapabileceğimizi duyurmak adına, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde düzenlediğimiz panelde, meslektaşlarıma hem de ilgilenen kişilere bunları aktarmaya çalıştım.

2

Siz çoğu sosyal medya mecrasında varsınız. Bu süreçte nasıl bir yol izlediniz kendi hesaplarınız ve imaj hakkınız için?

Biraz uzun olabilir, ama anlatmak istiyorum. 1991’de World Wide Web’in düşünsel haklarının Tim Berners Lee tarafından insanlığa verilmesiyle dünyada müthiş bir patlama yaşandı ve internet alemi oluşmaya başladı. 2000 yılına kadar geçen ilk on yılda Amerika’daki Wild West dönemi gibi kuralsız, mevcut yasal sistemleri felç eden bir süreç yaşandı. İnternet sadece bilgiye erişim ve iletişimi kolaylaştırmak gibi olumlu kolaylıklar getirmekle kalmadı, aynı zamanda yasal ve ahlaki krizler yaratan kaosları da beraberinde getirdi. 11 Eylül 2000 faciası, birçok alanda olduğu gibi internette de devlet denetimini maksimum düzeylere çıkarttı. Özgürlüğün okyanusu olarak tanımlanan internet, bir anda bireylerin dünya tarihinde daha önce hiç görülmemiş bir biçimde fişlendikleri ve sayısal envanterlere dönüştükleri bir ortam haline geldi. Ben 1997’de bu alandaki potansiyelleri fark ederek 1998’den itibaren “siberalem”de kendi sanal mevcudiyetimi oluşturmaya başladım ve o dönem için çok ciddi geri dönüşler aldım. Türkiye dışından da katılımcıların içinde bulunduğu yüzbinlerce kişilik bir “fan base” (takipçi kitlesi) oluştuğunu gördüm. Ama galiba zaman biraz erkendi.

Sonra ne yaptınız?

Bunu profesyonel çevremdekilerle paylaşarak ikna etmekte zorluk çektim. Bir hobi olarak algılandığını fark ettim. Sonra kendi profesyonel hayatımın akışı içinde benim internet mevcudiyetim fiilen önemini yitirdi. Yıllar geçtikçe bu alanda benim terk ettiğim mevzilerde gerçekten de “sanal”, sahte “Meltem Cumbul”ların oluştuğunu gördüm. Yasal çerçevenin net olmaması nedeniyle hakkımda ve kişiliğim çevresinde üretilen negatif içerik benim gerçek kişiliğime ve sanatsal hayatımın ürünlerine zarar vermeye başladı. Bana 1998’de “siberalem prensesi” denmesine yol açan MeltemCumbul.com da dahil olmak üzere bir çok URL’de sahte ve gayri meşru içerik üretildi. Kişisel imajımı hedef alan, benim ürettiğim sanatsal içerik ve görüntülerimle beni vuran hastalıklı bir alan kontrolsüz bir şekilde büyümeye başladı. Bazı yazılı ve görsel medyanın da bu içeriği ilkesiz bir şekilde kullanması ve yaymasıyla bu zarar ciddi boyutlara ulaştı. Oluşan bu marazi içerik ve bunları yaratanlarla bir bireyin başa çıkabilmesi neredeyse olanaksız. İşte, bu noktada çok olumlu bir gelişme oldu. Bir süre önce Başkanlığına geldiğim, daha önce de çok uzun süre üyesi olduğum Oyuncular Sendikası, bu alanda tüm sanatçıların ortak sorunlarını çözmek konusunda adımlar atmaya başladı ve benimle bir örnek çalışma oluşturdu.

Bize biraz anlatır mısınız bu çalışmayı?

Günümüz dünyasında sanal alem dediğimiz ortam gerçek hayatın tam da ortasına yerleşmiş durumda. Bugün sadece ünlüler, sanatçılar, sporcular değil, toplumun her bireyinin bu sayısallaşan ortamda kendinin varoluşu hakkında kesin bir hükümranlığa sahip olması gerekir. Örneğin, kullandığınız internet erişim ağında wi-fi alanından yasal olarak siz sorumlusunuz. Kimse sanal dünyayı küçümsememeli, ihmal edilebilir ya da dışlanabilir bir olgu olarak görmemeli.

Bugün kurulan yeni dünya düzeninde her yeni doğan birey bir sayısal klonuyla birlikte hayata geliyor. Önemli olan, bu sayısal varoluşun daha başlangıç noktalarından itibaren bilinçli kurulması, kurgulanması ve yönetilmesidir. Şimdi, ben Oyuncular Sendikası’nın ve Deriş Avukatlık Ortaklığının desteğiyle, gerçek Meltem Cumbul’la sanal Meltem Cumbul’u yeniden barıştıran bir arınma sürecindeyim. Artık, MeltemCumbul.com adresinde bir sahtekarı değil, beni bulacaksınız. Facebook, Twitter gibi sosyal medya alanlarında da Meltem Cumbul gerçek Meltem Cumbul olacak.

Ünlü bir kişinin marka olması ne demek?

Bu insanı biraz kendi varlığından uzaklaştıran bir şey aslında. Marilyn Monroe, ama aslında o kişi Norma Jeane Mortenson. Aslında alt kişilik dediğimiz şey. Senin kontrolünde olması gereken bir kişilik. Bir insandan bahsediyoruz, ama marka dediğiniz zaman ticari bir durum işin içine giriyor. Bu kısmı sadece piyasaya çıkmış olan tarafı. Marka olma hali, tabii ki kişinin ne kadar talep gördüğüyle de alakalı. Bazı isimler var, yıllar geçer, isim unutulmaz. Fakat bunun ticari tarafa dönüşmüş hali benim çok ilgilendiğim bir taraf değil.

3

Bir ünlünün sosyal medya hesaplarını iyi yönetiyor olması sizce ne kadar önemli? İsimlere artı bir değer katar mı?

Kesinlikle bir değer kazandırıyor. En azından kendi varlığını korumak için bir adım attığını ve onun peşine düşmüş olduğunu gösterir. Kişi kendi haklarını takip etmezse, başkası senin için ne yapabilir? Bu aynı zamanda Oyuncular Sendikası için de geçerli. Oyuncular kendi hakları ile ilgili bir aksiyon almadıkça, sendika da bir şey yapamaz.

Sosyal medya ile birlikte bir takım kanunların da değişebileceğine inanıyorum. Çok büyük bir dünya ve burada var olmak şart. Sürekli kullanıyor olmasanız da isminizin de değerini taklitler, sahte hesaplar, vs. gibi şeylerle kaybetmemek adına, orda olmamız gerek. İleride bir gün bir markayla işbirliği yapacak olursanız, markanın öncelikli olarak baktığı şeylerden biri, sosyal mecralarda var mısınız, nasıl yönetmişsiniz, hakkınızda kötü şeyler var mı? Ben bizim sektörde bu kadar işin içinde olup da sosyal medyada var olmayanların tembellik yaptığını düşünüyorum. Çünkü senden sanal dünyada bir tane var, o orada hareket ediyor; bunu senin gerçek kişiliğine zarar vermeden yapması lazım.

Medyada ya da sosyal medyada bir takım haberlerin çıkması size ticari veya finansal bir zarar verir mi?

Çok öyle olmuyor aslında. Zarar veremiyorlar, çünkü aslında sizin işlerinizi de bir nevi halk koruyor. Takip ettiği eserlerden ötürü, taklidini yapsa bile, gerçeğini koruyarak taklit ediliyor. Ben o taklidin de olması taraftarı değilim, ama en azından imajımı zedeleyecek bir şey yapmıyor. Burada muhakkak ki maddi kayıp vardır, ama asıl problem şu bence; Türkiye’de zihniyetin şiddet-sever, şiddete-tapar, şiddet içerikli ve negatif olması, her alanı belirlemeye başlıyor. Burada “Neden o kadar para kazanıyor?”dan başlıyor sorgulamaya, kıskanmaya ya da tam tersi, kendini ezik hissederek faşist bir düşünce yapısına geçebiliyor. Biz bunu bu ülkenin her alanında görmeye başlıyoruz. Dolayısıyla, bu ülkede imajını korumak çok zor.

Eskiden Türkiye’den bir sanatçının bir Hollywood filminde ya da Avrupa sinemasında oynaması çok zordu. Sosyal medyanın buradaki yetenekleri uluslararası dünyaya açtığını düşünüyor musunuz?

Tam olarak öyle diyemem. Somut olarak gerçekleşmesi demek, bunun çokça örneklerini görmek demek. Maalesef, daha ona tanık olmadık. Bence en az beş yıl geçmesi lazım diye düşünüyorum.