Patent ve Marka Vekili misiniz?

Avukat olup/olmadıklarına bağlı olarak ‘Patent ve Marka Vekilleri’ iki ayrı grup oluşturur.

* Avukat olarak baroya kayıtlı bulunan ‘Patent ve Marka Vekilleri’

* Avukat olmayan ‘Patent ve Marka Vekilleri’

Türk Patent Enstitüsü (T.P.E.) nezdinde kayıtlı ‘Patent ve Marka Vekilleri’nin yüzde 60 kadarının aynı zamanda avukat olduğunu belirtmekte fayda var.

Aynı zamanda avukat olan ‘Patent ve Marka Vekilleri’, avukatlıkla ilgili mevzuata ve bu bağlamda avukatlık kanununa, Türkiye Barolar Birliği’nin ‘meslek kuralları’na tabidir. Avukatlık mesleğinin ifasında söz konusu ‘meslek kuralları’nı gözeterek hareket etmedikleri takdirde, tabi oldukları barolar vasıtasıyla kendilerine kanun ve yönetmelikte öngörülen yaptırımlar uygulanır.

Bunlardan bazılarına kısaca değinmekte fayda var; Bilindiği gibi avukatlara reklam yapmak yasak (1136 sayılı Avukatlık Kanunu_Madde 55). Ancak avukatlar T.P.E.’nin organize ettiği sınav neticesinde kazanmış oldukları resmi ‘Patent’ ve/veya ‘Marka’ vekilliği sıfatlarını antetli kağıtlarında ve büro levhalarında kullanamaz. Çünkü bu sıfatların kullanılması barolarca reklam kabul edilerek yasaklanmıştır. Oysa, bu sadece avukatın uzmanlaşmış olduğu bir alanı göstermekten ileriye gitmez. Örneğin, Almanya’da belirli hukuk alanlarında ilave bir eğitim alarak uzmanlaşan avukatlar, ‘Fachanwalt’ olarak anılır. Diğer bir örnek ise Avukatlık Kanunu Madde 48; avukatların üçüncü kişiler vasıtasıyla iş alması halinde kendilerinin altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını öngörür.

Ancak, şu anki durumu irdelediğimizde, Avukatlık Kanunu hükümlerinin ve Türkiye Barolar Birliği ‘Meslek Kurallarının’, T.P.E. nezdinde yürüttükleri işlemler için de Avukat olan ‘Patent ve Marka Vekilleri’ne uygulanacaklarına dair, referans olabilecek bir karar bulunmuyor.

Diğer taraftan, avukat olmayan ‘Patent ve Marka Vekilleri’nin ise, tabii olduğu ‘meslek kuralları’ yoktur. Zaten ‘Patent ve Marka Vekilleri’nin tabi olduğu hiçbir meslek kuralı bugüne kadar yürürlüğe konmamıştır.

Ayrıca, ‘Patent ve Marka Vekilleri’nin, mesleki faaliyetlerini organize eden ve meslekte disiplini sağlayacak hiçbir kurum bugüne kadar oluşturulmadı.

Dolayısıyla avukat olmayan ‘Patent ve Marka Vekilleri’ne karşı, mesleki faaliyetlerinden ötürü uygulanabilecek disiplin yaptırımları olmadığı gibi, bu yaptırımlara karar verip uygulayacak ve de mesleki faaliyet ile ilgili şikayetlerin/taleplerin yöneltilebileceği bir kurum ülkemizde henüz bulunmuyor.

Ülkemizde avukat olan ‘Patent ve Marka Vekilleri’, uluslararası olarak tespit edilen ‘meslek kurallarının’ büyük çoğunluğunu, tabi oldukları avukatlık mevzuatı itibariyle, karşılıyor.

Oysa, avukat olmayan ‘Patent ve Marka Vekilleri’nin herhangi bir ‘meslek kurallarına’ tabi bulunmaması, hem vekiller arasında, hem vekil atayanlar açısından, hem de T.P.E. açısından uygulama seviyesinde büyük bir dengesizlik ve belirsizlik unsuru olmaya devam ediyor.

‘Patent ve Marka Vekilleri’ni ülke temelinde temsil edecek ve yönetecek bir şemsiye kurumun, özelikle Avrupa Patent anlaşmasına üye ülkelerde, bir kanun ile kurulduğunu bu meyanda belirtmek gerek. Meslekteki bütünleşmenin eksikliği ve ‘Meslek kuralları’ temelinde bir tekdüzeliğin olmaması ve de bunları tek elden uygulayacak kurumun eksikliği, haliyle ‘Patent’ ve ‘Marka Vekillerinin’ mesleki olarak asimetrik gelişmesinin ana nedenidir.

Ayrıca, ‘Patent ve Marka Vekilleri’nin monoton ve tekdüze bir eğitim (syllabus) alması, haliyle mesleğin bir bütünlük içinde gelişmesini ve uygulanmasını beraberinde getirir. Bilindiği kadarıyla ülkemizde böyle bir tedrisat bugüne kadar uygulanmadı. Bu konuda bilinen tek örnek, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin patent vekili eğitimine yönelik organize ettiği sertifika programıdır. Ancak, bu programın 1’inci modülü 2013 Ekim – 2014 Mart tarihleri arasında yapıldıktan sonra, 2’nci modülü açılmadı. Aynı zamanda bu programın durdurulması ile ilgili de İTÜ’den herhangi bir açıklama da yapılmadı.

Herkesin aynı kurallara tabi olması ve yeknesak bir eğitim ile ancak sözü edilen asimetrik gelişimin ve uygulamanın önüne geçilebilir. ‘Patent ve Marka Vekilliği’ yapanların hepsini kapsayan ‘meslek kurallarının’ olmaması, ve de eğitimden geçmeden vekillik sıfatını kazanması vekillerin mesleki olarak benzer bir düzeyde gelişmesini engelleyici nitelikte görünüyor.

Bugüne kadar süregelen uygulama itibariyle, vekillik sıfatını kazanmak için şeklen yapıldığı bilinen bir sınavın bu amaç için yetersizliği defalarca gözlemlendi ve bu yetersizlik meslektaşlarımız tarafından pek çok platformlarda dile getirildi.

Türk Patent Enstitüsü tarafından hazırlanarak, Meclise sevk edilen torba kanundaki vekillik mesleğinde, ağırlıklı olarak, disiplini sağlama amacına yönelik hükümler, maalesef, meslekte bütünlüğü sağlayacak ve yukarıda belirtilen iki grup arasındaki rejim farklılığını giderebilecek nitelikte olmayacak.